Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı - Op.Dr.Übeyt AKÇİN

FAYDALI BİLGİLER


Menopoz

Menopoz kadın için doğurganlığın sona erdiği dönemdir. Bu dönemde yumurtalıklar yaşlanarak fonksiyonlarını kaybeder ve üreme çağı biter. Ergenlik gibi tamamen fizyolojik bir süreçtir.

Menopozun nedeni: Yumurtalıkların fonksiyonunu kaybetmesidir.  

Menopozun en önemli belirtisi: 1 yıldır adet görememektir. Bu dönemin öncesine menopoz öncesi dönem, sonrasına da menopoz denir.

Kaç yaşında menopoza girilir: Ülkemizde ortalama menopoz yaşı 51’dir. Ancak daha erken ya da daha geç de olabilir.

Belirtiler, Şikayetler

Menopoz süreci kişiden kişiye farklı şiddetlerde olabilir. Erken belirtiler dediğimiz nörolojik ve psikolojik semptomlarla seyreder. Menopoz sonrası döneme giren kadının en önemli laboratuvar bulgusu östrojenin 20’nin altında, FSH ve LH’nin en az 3 ölçümde 40‘ın üzerinde olmasıdır. FSH ve LH seviyeleri menopozdan 3 yıl sonra en yüksek seviyeye çıkar ve daha sonra kademeli olarak iner.

Östrojen eksikliğinden kaynaklı şikayetler hemen ortaya çıkarken kalp-damar hastalıkları ve kemik erimesine bağlı sorunlar geç dönemde görülür. Sıcak basması ve terleme en çok görülen menopoz şikayetleridir. Ayrıca kadınlarda sıkıntı basma, huzursuzluk, iştah kaybı, hafıza kaybı, konsantrasyon bozukluğu, değişken ruh hali, libido kaybı görülebilir. Menopozla birlikte kemik dokusunda da değişiklikler meydana gelir.  

Menopoz Tedavisi

Menopoz tedavisini menopoz öncesi (pre-menopozal) ve menopoz sonrası (post-menopozal) dönem olarak iki ayırabiliriz.

Pre-menopozal dönem: Menopoz döneminde FSH ve yumurtalıklardan sentezlenen östrojenler eski özelliğini kaybeder. Yumurtalıklar yaşlanıp hormonal değişiklikler meydana gelirken tedavi bu değişimlerden dolayı görülen şikayetlere göre yapılır. Bu dönemde en çok görülen şikayetler ateş basması ve düzensiz adet kanamalarıdır. Genellikle hormonal tedaviler uygulanır. Tedavinin dozu menopoz sonrası dönemdekinden farklıdır. Amaç hastanın belirli dönemlerde adet kanamasının oluşumunu sağlamak ve hastayı rahatlatmaktır.

Post-menopozal dönem: Menopoz sonrası dönemin tedavisinde asıl amaç kaybedilen östrojen hormonunu yerine koymaktır. Burada en önemli sorun hormonların nereye, ne şekilde ve ne kadar süreyle kullanılacağıdır. Ateş basması şikayetlerinin veya vajinal incelmelerin engellenmesi durumunda kişiye uygun olacak tedavinin yol ve süresini hesaplamak mümkün olabilir. Menopozun geç sorunu olan kemik erimesinin hızlanması ve kalp-damar hastalığı riskinin artması söz konusu olduğunda ise kişiye özel tedavi dozunu ayarlamak mümkün olamaz. Bu sebeple tedaviler çeşitli araştırmalardan elde edilmiş sonuçlar çerçevesinde planlanmaya çalışılır.

Doğum Kontrol Yöntemleri

Aile planlaması çiftlerin istedikleri zaman istedikleri sayıda çocuk sahibi olmaları için yapılır. Sosyoekonomik durumlarını göz önünde bulundurarak istenmeyen gebeliklerin önüne geçmek ve iki doğum arasındaki süreyi düzenlemek aile planlamasının içeriğini oluşturur.

Geleneksel Doğum Kontrol Yolları: Geri çekme, yumurtlama günü takibi ve ilişkiden sonra vajinayı yıkamak en çok kullanılan geleneksel doğum kontrol yöntemleridir. Bu yöntemlerde hamile kalma riski çok yüksektir. Ülkemizde en çok geri çekme yöntemi kullanılır ancak doğru uygulansa bile başarı oranı düşüktür. Bu yüzden geleneksel hiçbir yöntem bizim tavsiye ettiğimiz yöntemler arasında değildir.

Prezervatif (Kondom)

Prezervatif bariyer metotlarından biridir. Vajinal diyafram, vajinal kondom ve servikal başlık gibi yöntemler de bariyer yöntemleri arasında sayılır. Prezervatifin başarısız olması üretim hatalarından değil, çoğunlukla kullanım hatalarından kaynaklanır. Prezervatif ilişkiden önce takılmalı ve penis sertliğini kaybettiğinde çıkarılmalıdır.

Doğum Kontrol Hapları

Doğum kontrol hapları yumurtlamayı baskılar ve hamileliği engeller. Genelde 21 gün boyunca günde 1 adet hap kullanılır. Kutu bitince 7 gün ara verilir. Bu sürede adet kanaması gerçekleşir. Adetten sonra 21 gün boyunca tekrar kullanılır. Doğum kontrol hapı çoğunlukla 21 tabletlik  kutularda satılır. Hapların 28 tabletlikleri de mevcuttur İlk kutu kullanılırken koruyuculuğun düşük olduğu unutulmamalı ve ek yöntem kullanılmalıdır.

Ertesi Gün Hapı

Ertesi gün hapı doğum kontrol yöntemi değildir. Korunmasız bir şekilde cinsel ilişkiye girildikten sonra kullanılarak hamileliğin önlenmesini hedefler. Ertesi gün hapı ilişkiden sonraki ilk 72 saat içerisinde kullanılmalıdır.

Spiral (RİA)

Dünyada en yaygın kullanılan ve en etkili doğum kontrol yöntemidir. Spermlerin yumurtaya ulaşmasını önlemek ve döllenme olsa bile yumurtanın yerleşmesini engellemek için rahim içine yerleştirilen malzemeye spiral denir. Yüzde 99 gibi yüksek koruma oranına sahiptir.

Enjeksiyon

Aylık ya da 3 aylık sürelerde kas içine progesteron hormunu enjekte edilmesidir. İlk aylarda adet düzensizliğine neden olabilir. Yüzde 98 oranında koruyucudur.

Cilt Altı İmplant

Genelde kolun iç yüzündeki oluğa yerleştirilen aparat kontrollü hormon salınımı yaparak gebeliği baskılar. 5-6 yıllık korumayı yüksek oranda sağlar.

Tüp Ligasyonu (Bağlanması)

Yukardaki yöntemlerden farklı olarak kalıcı bir yöntemdir. Başka gebelik istemeyen kadınların kısırlaştırılma işlemi olarak da tanımlanabilir.

Hamilelikte Bulantı ve Kusma

Hamilelikte yaşanan bulantı ve kusma şikayetleri anne adaylarının çoğunda görülebilir. 4-6.gebelik haftalarında başlayıp genellikle 12.haftada son bulur. Çoğunlukla sabah vakitlerinde olduğu için sabah bulantıları olarak da adlandırılır. İlk hamileliğini yaşayan kişiler bulantı sorunuyla daha fazla karşılaşır. Bulantıyla birlikte tiksinme hissi de oldukça fazladır. Yemek, sigara, parfüm, ter gibi ağır kokular tiksinmeyle birlikte bulantı ve kusmaya neden olabilir.

Her anne adayında bulantı olmayacağı gibi bazı gebelerde aşırı derecede olabilir. Eğer ciddi kusmalar neticesinde kilo kaybı oluşmuşsa ve alınan gıdaların ardından sürekli istifra ediliyorsa doktora başvurmak gerekir. İdrar tahlilinde beslenme bozukluğuna bağlı 2-3 derece pozitif keton saptanmışsa hastanede yatış yapılıp serum verilmelidir. Kaybedilen mineraller serumla geri kazandırılır.

Hamilelikte Bulantı ve Kusma Neden Olur?

Bulantı ve kusma artan gebelik hormonlarıyla alakalıdır. B6 vitaminin eksikliği ve gebelikten kaynaklı stres de hamilelikte kusma şikayetinin sebebi olarak görülür. Bunların dışında tiroit bezi bozuklukları, yorgunluk ve psikolojik etmenler de sayılabilir. Çoğul gebeliği olanlar, genç hamileler, daha önce mide bulantısı şikayeti olanlar (örneğin araçla giderken midesi bulananlar) ve migren şikayeti olanlar hamileliklerinde bulantı ve kusma sorunuyla karşılaşabilirler.

Hamilelikte Kusma ve Bulantı Nasıl Engellenir?

Öncelikle beslenme alışkanlığını değiştirmek gerekir. Az yağlı, acısız ve baharatsız besinler tüketilmelidir. Az az ve sık sık yemek faydalı olacaktır. Bulantı görülse de görülmese de önerdiğimiz proteinden zengin beslenme alışkanlığı bulantılara da iyi gelecektir. Bol bol sıvı tüketin. Bulantı özellikle sabahları gerçekleştiği için yatağınızdan hemen kalkmayın, ani hareketlerden kaçının. Yanınızda beyaz leblebi veya tuzlu kraker gibi atıştırmalık besinler bulundurun. En önemlisi bu sorunu doktorunuzla paylaşın ve onun önerilerini dinleyin.  

Hamilelikte Kilo

Gebelik dönemi boyunca ideal kilo artışı 7 ila 12 arasıdır. 15 kiloya kadar da müsaade edilse de daha fazlası anne adayı ve bebek açısından risk oluşturabilir. Eskiden fazla kilo almanın övünülerek anlatılması ve bazı kişilerin eskiden kalma bu alışkanlıkları günümüze taşımaları bazı anne adaylarında hâlâ "fazla kilo almanın bebek açısından iyi olacağı" düşüncesine neden oluyor. Ancak bu düşüncenin doğru olamadığı bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır.

Anne adayının fazla kilo alması bebeğin sağlığı açısından sakıncalı olabilir. Beyin gelişimini olumsuz etkileyeceği gibi şeker dengesini de bozabilir. Şeker dengesinin bozulması hiperglisemiye neden olarak bebeğin iri olmasına, diyabet açısından güçlü bir aday olmasına sebep olabilir.

Anne açısından da aşırı kilo alımının zararları vardır. Fazla kilolar yüksek tansiyona ve şekere neden olabilir. Bu da hem anneyi hem de otomatik olarak bebeği olumsuz etkiler.

7-12 kiloluk ortalamayı sağlamak için dengeli beslenmek, karbonhidrattan fakir proteinden zengin besinler tüketmek gerekir. Gebelikte metabolizma genel olarak yavaşladığı için bol su tüketilerek ve egzersiz yaparak canlandırılmalıdır. Ağır egzersizler olmamak şartıyla yürüyüş, yüzme, pilates ve yoga gibi sporlar yapılabilir. Özellikle laktik asit birikimine neden olacak ağır egzersizlerden kaçınmak gerekir. Bunun dışında hafif salon egzersizlerinin yapılmasında bir sakınca yoktur.

Normal Doğum mu Sezeryan mı

Aslında bu sorunun sorulmasını, sezeryana olan eğilimin arttığının bir kanıtı olarak sayabiliriz. Biz böyle bir sorunun sorulmasını dahi istemiyoruz. Çünkü bu, anne adayının bilinçaltına sezeryan doğumun yerleşmesine neden olabiliyor. Şartlar elveriyorsa ve anne ile bebek açısından herhangi bir risk yoksa her zaman normal doğum tercih edilmelidir.

Sezeryan major abdominal ameliyattır. Dolayısıyla tüm ameliyatların taşıdığı bütün riskleri içinde barındırır. Aşırı kanama, organ yaralanmaları, organ kaybı, bebek yaralanmaları ve ölüm buna dahildir. Ancak ihtiyaç dahilinde tabi ki tercih edilebilir. Bebeğin karşılaştığı bir takım olumsuzluklarda ve annenin sağlık durumuyla alakalı elverişsizliklerde sezaryen kaçınılmaz olabilir.

Normal Doğumun Avantajları

Normal doğumun özellikle anne ve bebek arasındaki iletişimden tutun annenin daha çabuk toparlanması, daha çabuk iyileşmesi, bebeğine vakit ayırması ve yaşadığı sürecin ona kattığı olgunluğa kadar saymakla bitmeyecek bir çok avantajı vardır. Bunun yanı sıra dezavantaj denilemese de sezeryana göre daha az avantajının olduğu noktaları sayabiliriz. Bunlardan birincisi zamanının bilinmemesi, ikincisi ise normal doğum olarak başlayıp normal doğum olarak biteceğinin bir garantisinin olmamasıdır. 

Sezaryenin Dezavantajları

Eğer anne ve bebek sağlığını tehdit eden herhangi bir sorun olmamasına rağmen annenin isteğiyle sezaryen yapılmışsa sadece iki önemli avantaj sayabiliriz. Bunlardan biri doğum zamanının bilinmesi, diğeri ise ne yapılacağının bilinmesi nedeniyle kaygının ortadan kalkmasıdır. Diğer yöntemden farklı olan başka avantajı yoktur. Ancak dezavantaj olarak birçok şey söyleyebiliriz. Öncelikle cerrahi girişim olduğu için ameliyatın ve anestezinin tüm risklerini taşır. Ameliyattan sonraki iyileşme süreci daha geçtir ve enfeksiyon riskleriyle karşılaşma olasılığı daha yüksektir. Damar tıkanıklığı, gaz sancısı, annenin bebeğiyle yeterince ilgilenememesi, bu ilgisizlik sonucu bebekte huzursuzluk olması gibi dezavantajlar arttırılarak sıralanabilir.

Günümüzde maalesef normal doğum oranları düşüp sezeryan oranları artıyor. Dünya genelinde, artan sezaryen oranlarının düşürülmesi için devlet politikaları eşliğinde çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalarla annelerdeki kaygının azaltılması hedefleniyor ve ağrı kontrolünün günümüz teknolojisi sayesinde rahatlıkla sağlanabileceğine yönelik bilgiler veriliyor. Sezaryen sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın sorunu... Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bu tarz çalışmalar arttırılmalı ve sezaryen sayıları azaltılmalıdır. İstenilen oran yüzde 20'nin altında olmasına rağmen ülkemizde bu oran yüzde 40 civarlarında... Çoğu özel hastanede ise yüzde 80'lere kadar çıkıyor.

Bu sorunla ilgili tüm çalışmaların yanındayız ve normal doğumu özendiren tüm uygulamaları destekliyoruz.